agubugu

ÇOCUKLARDA ANNE SEVGİSİ VE İLGİSİNİN ÖNEMİ

ebru @ 17 Mayıs 2012 13:44

ABD’de yapılan araştırma, annenin yakın ilgisinin, çocuğu ilerleyen yaşlarda uyuşturucu kullanımından uzak tuttuğunu gösterdi.

ABD’deki Duke ve Avustralya’daki Adelaide Üniversitesi’nden uzmanlar tarafından yapılan araştırma, annelerinin ilgi gösterdiği ve yakın fiziksel temas kurduğu çocuklarda, bağışıklık sisteminin verdiği tepkinin değişime uğradığını ve bu çocukların beyinlerinin ”Interleukin-10” adlı bağışıklık sistemi molekülünü fazlasıyla üreterek onları ileride uyuşturucuya karşı daha dayanıklı bireyler haline getirdiğini ortaya koydu.

Uzmanlar, araştırma kapsamında kontrol grubu olarak seçtikleri bir grup yavru fareyi annelerinin yanından hiç ayırmazken, diğer bir grup yavruyu ise bir süreliğine annelerinin yanından uzaklaştırdıktan sonra kafeslerine geri koydu. Yavrularından ayrı kalan anne farelerin, kafese geri döner dönmez yavrularla yakından ilgilendikleri ve onları koklayıp temizledikleri gözlenirken, kontrol grubundaki annelerin ilgi düzeyinde ise önemli bir değişiklik gözlenmedi.

Araştırmanın ikinci aşamasında aynı yavrular, 4 hafta boyunca haftada 3 kez 5 dakikalığına iki odalı bir kafese kondu ve odalarda bulunan morfin ve tuz arasında nasıl seçim yaptıkları izlendi. Tüm yavruların ilk başta seçimlerini morfinden yana kullandıkları gözlemlenirken, annelerinden ilgi ve bakım gören yavruların zaman içinde morfinin bulunduğu odaya girmemeye başladıkları görüldü.

ANNE DOKUNUŞU BEYİN FONKSİYONLARINI DEĞİŞTİRİYOR

Araştırma ekibinden Psikoloji ve Nörobilim uzmanı Staci Bilbo, söz konusu araştırmanın, anne ilgisinin yavrulardaki uyuşturucu madde kullanma arzusunu ‘’söndürdüğünü” kanıtlar nitelikte olduğunu kaydetti.

Anneyle temas halindeki yavrularda ”Interleukin-10” üretiminin ilgi görmeyen yavrulara oranla 4 kata kadar arttığını ve bu üretimin ”uyuşturucu kullanma eğilimini” ortadan kaldırdığını belirten uzmanlar, araştırmanın, hem ”anne dokunuşunun” çocukta beyin fonksiyonlarını nasıl değiştirdiğini gösterdiğini, hem de uyuşturucu bağımlılığına müdahale edebilmek için heyecan verici veriler sağladığını söyledi.

Popularity: 1% [?]

ÇOCUKLARDA KARAKTER GELİŞİMİ VE OLUŞUMU

pelin @ 16 Mayıs 2012 12:23

Karakter Nedir?
Çocuklar kendilerine has kişilik özellikleriyle dünyaya gelirler.Her çocuk farklı özellikler taşır.Aynı ailede büyüyen kardeşler arasında bile kişilik özellikleri açısından çok büyük farklar olabilmektedir. Hatta tek yumurta ikizi olan kardeşler bile birbirlerinden farklı özellikler göstermektedirler.
Sözlük anlamı olarak da kuramsal anlam olarak da aslında aynı şeyleri anlatan karakter:Bireylerin diğer bireylerle arasındaki bütün farklılıkların bütünüdür diyebiliriz.Kişiyi diğerlerinden ayıran ne varsa, karakterinin özellikleridir.Çabuk kızması ya da sakin olması, güler yüzlülüğü ya da melankolik yapısı,içe dönük ya da dışa dönük olması gibi her türlü özellik karakter başlığı altında toplanabilir.Karakter aslında kişilik,mizaç ve huy kelimeleriyle eş anlamlı olarak da kullanılır ve hepsi aynı anlamı ifade eder:Kişiyi diğerlerinden ayıran bütün özelliklerin toplamı…
Karakter Oluşumu
Karakterin bir kişilik yapısı olduğunu biliyoruz ve bu yapı genel hatlarıyla daha doğmadan belirlenmiş haldedir.Sahip olduğumuz pek çok özellik gibi kişilik özelliklerimiz de genlerimiz yoluyla belirlenir.Bunun üzerine ilk çocukluk aşamalarında başka bazı özellikler eklenir ve bireyin karakterinin önemli bir bölümü erken çocukluk dönemi olan 6-7 yaşları civarında tamamlanmış olur.
Son yıllarda özellikle eğitim anlamında çok kullanılan ‘7 çok geç ‘ sloganı bu açıdan çok önemlidir ve çok doğru bir anlamda kullanılmaktadır.Gerçekten de bireyin hem kişilik hem de bilişsel özelliklerinin % 80 ‘i 7 yaşından önce tamamlanmış olmaktadır. Dolayısıyla bir çocuğa kazandırılacak ne varsa erken çocukluk olarak tanımlanan 0-6 yaşlar arasında değerlendirilmelidir.
Karakter Oluşumunda Etkenler
Genlerimiz yoluyla belirlenmiş olan karakterlerimiz en geç 6-7 yaşına kadar büyük bir oranda şekillendikten sonra geri kalan ne varsa ailemiz ve çevremizden gördüklerimizle ,öğrendiklerimizle oluşuyor.
Özellikle okul öncesi dönemde en etkili faktör önce aile,sonra okul olarak öne çıkıyor.Bu dönemler çocuklarda taklit eğiliminin dikkat çektiği dönemlerdir. Çocuk ilerde kendisiyle özdeşleştireceği pek çok davranış içimini bu yaşlarda,başkalarını taklit ederek öğreniyor.Çocuk kendi davranışlarını ve bu davranışlara karşılık gelen tepkileri değerlendirerek,kişilik oluşumunda önemli adımlar atmaya başlıyor.Toplum içinde kim olduğunu,ondan kim olmasının beklendiğini,hangi davranışlarının kabul görüp hangilerinin reddedildiğini belirlemeye çalışıyor.Bu aşamalar sırasında kendi toplumsal kabul değerleri ve beğenileri oluşuyor.Bütün bu aşamalar aslında zincirleme olarak birbirini hem etkiliyor,hem de tetikliyor.Bir davranış bir diğerini getiriyor.Burada ailenin ve çocuğun içinde yaşadığı toplumun etkisi çok büyük.Çocuğun kişiliğinde doğrudan önemli bir pay sahibi oluyorlar.Dolayısıyla sağlam karakterli bir çocuk istiyorsak sağlam temelleri olan toplumlar ve aileler olmak zorundayız.
Karakter Oluşumunda Ailenin Önemi
Çocuğun her türlü gelişimde en temel faktör ailedir.Özellikle aileleri gözlemlediğimizde tipik bazı ortak tutumlar görüyoruz:
•    Aşırı Koruyucu Aile Tipi:Anne babanın aşırı koruyucu ve kollayıcı olduğu bir aile içinde başkalarına bağımlı ve kendine güvensiz çocuklar yetişmektedir.
•    Aşırı Hoşgörü ve Aşırı Özen Gösterme:Her tür doğru ya da yanlış davranışında kayıtsız şartsız hoş görüyle cevap alan bir çocuk bencil olacak ve herkesin her ortamda dikkatini çekmeye,bütün ilgiyi üzerinde toplamaya çalışacaktır.
•    Reddetme:Bazen bir çocuk ailesi tarafından bir takım sebeplerle reddedilir.Fiziksel ve psikolojik olarak ihtiyaçları ya karşılanmaz ve görmezden gelinir ya da düşmanca davranışlarla.Gelecekte kendisi de her şeye ve herkese karşı düşmanca davranacak çocuklar bu tip ailelerde yetişmektedir.
•    Baskı Altına Alma:Çocuğun her yaptığı,her söylediği sürekli eleştirilerek çocuk uyarılır ve dışlanır.Böyle bir ailenin çocuğu isyankar bir yapıda ve aşağılık kompleksine sahip olarak yetişecektir.
•    Çocuğun Her Dediğini Kabul Etme:Çocuğun mutlak egemenliğinin olduğu böyle bir aile yapısında yetişen çocuklar zamanla çevrelerindeki diğer insanlar üzerinde de üstünlük kurmaya çalışırlar.
•    Çocuklar Arasında Kıyas Ya da Ayrım Yapma:Maalesef bazı aileler çocuklar arasında tercih yapmakta ya da birbirleriyle kıyaslamaktadırlar. Bu tip bir davranış çocukta yetersizlik ve aşağılık duygularına yol açmaktadır.
•    Hoşgörü ve Kabul Etme: Her şeyde olduğu gibi burada da abartıya kaçmayan bir hoş görü ve çocuğu kabul etme,onu bütün özellikleriyle kabul etmek anlamına gelir.Yanlışlar elbette yine olabilir ama ailenin tutarlı ve anlayışlı tavırlar içinde olması doğru yönü belirlemede çok önemlidir.Kendine güvenen, yapıcı, olumlu, sosyal ilişkileri sorunsuz çocuklar bu tip ailelerde yetişirler.
Bu açılardan bakıldığında çocukların karakterlerinin oluşumunda temel belirleyicinin aile olduğu daha ney olarak görülmektedir.
Karakter Oluşumunda Okulun Önemi
Okul aileden sonra en önemli eğitim yuvasıdır ve bir çocuk için sosyal çevreye açılan ilk kapıdır.Dolayısıyla da çocuğun kişiliğini biçimlendiren önemli bir sosyal kurumdur.Burada da çocuk işbirliğini,kuralları ve kurallara uymayı, paylaşmayı,üretmeyi,hem bir birey olmayı,hem de bir birey olarak topluma ait olmayı öğrenerek, bütün bunları kişiliğinde harmanlama becerisi geliştirecek ve kendi olmaya çalışacaktır.
Günümüzde eğitimin en önemli amacı,bireyi yetişkin rollerine hazırlamak ve kendisini yönetebilme becerilerini geliştirmesine yardımcı olmaktır. Bu da ancak çocuğa bağımsız düşünme becerisini kazandırmaktan geçer.
Okul dönemi çocuklar açısından aynı zamanda bir gruplaşma çağıdır.Çocuk bir takım gruplara katılarak hem onların davranışlarını ve düşüncelerini benimser ya da reddeder,hem de kendi düşünce ve davranışlarını onların kabulüne sunar.Toplumsal onay almaya çalışır.Burada kabul gören her davranış çocuğun kişilik özelliği olarak ve davranışları olarak netleşecektir.Okul dönemleri çocuk için arkadaşlık,paylaşmak, kimlik arayışları gibi pek çok farklı alanda olgunlaşmasını da sağlayan bir eğitim kurumu olduğundan önemli bir etkiye sahiptir.
Olumsuz Karakter Özellikleri
Karakter aslında kişiliğimiz demektir ve insan kişiliği sadece iyi yönlerden oluşmaz.İnsan türünün ilk evrimleşmesinden bu yana genlerimize bile kodlanmış saldırganlık gibi bir dürtümüz de var.Bu her canlı türünde var olan bir hayatta kalma ve yaşama tutunma içgüdüsünden kaynaklanır.Bu yönüyle doğaldır.Ancak uygarlıkla beraber artık bu saldırganlık dürtümüzü törpülemeyi de öğrendik.Bazı özelliklerimizi öne çıkarıp bazı özelliklerimiz bastırmak zaman içinde başarabildiğimiz bir eylem.
Bazen öncelikle aileden gelen genlerin etkisiyle ya da sonradan oluşabilen başka bazı faktörler sebebiyle bir çocuğun karakter özellikleri çok olumlu olmayabilir. Örneğin içe dönük ya da dışa dönük saldırgan özelliklere sahip olabilir. Kimi çocuk çok konuşkan, kimisi konuşmayı sevmeyen yapıda olabilir.
Yetiştiği aile ortamının da etkisiyle kendine güven sorunu yaşayan bir çocukla karşılaşmak da mümkün,ya da gözü kapalı her tür tehlikeye davetiye çıkaran bir kişilik özelliği ile karşılaşmak da. Bunlar eğer doğuştan getirdiğimiz genetik özelliklerin de etkisiyle huy dediğimiz bir biçimde yerleşmişse değiştirmek mümkün değildir.Zaten karakter dediğimiz şey kişinin ta kendisidir.Bir atasözümüz der ki ‘İnsan 7’sinde neyse 70’inde de O’dur’.
Olabilecek olumsuz yönlerimizi toplumsal yaşamda bizi ve çevremizi rahatsız etmeyecek hale getirmek,sivri noktaları törpülemek mümkündür.
Eğer bir çocuk hem kendisine hem de çevresine zararlı davranışlar sergiliyorsa,bunlar kişiliğiyle özdeşleşmişse,o zaman ciddi olarak uyum ve davranış bozuklukları var demektir ve durum ayrı bir konu olarak incelenmelidir.O zaman büyük bir olasılıkla bir uzman desteğine ihtiyaç vardır ve gerekli önlemler ancak bu şekilde alınabilir.
Ancak anne baba olarak bizden farklı düşünüyor diye,ya da farklı yapıda özellikler sergiliyor diye çocuğumuzu değiştirmeye çalışmak hiçbir işe yaramayacağı gibi,çocuğumuzun bizden daha fazla uzaklaşmasına yol açabilir.
Öneriler
Çocuğun karakter oluşunda ilk ve en temel kurum olarak aile çok önemli bir etkiye sahip.Bu konuda İngiltere’de bir araştırma yapılmış ve ortaya çok ilginç sonuçlar çıkmış: Yaklaşık olarak 3 ay süren bir anket çalışması sonucunda 800 aileyle görüşülerek 1100 çocuk gözlemlenmiş.Bütün bu araştırmanın ortaya koyduğu sonuca göre 6 yaş ve altı çocuklarda karakter oluşumunda en önemli olanın sevgi,ilgi ve birlikte oyun oynamak,paylaşımlarda bulunmak olduğu görülmüş.Üstelik kaş çatmanın,sert bakışın ve kötü sözün çocukların karakterlerinde ve zekalarında inanılmaz olumsuz etkilere yol açtığı da anlaşılmış. Önerilen şey şu ki,çocukla iletişim kurulurken gülerek sağlanan göz teması çok önem taşıyor.
Gözlemlemeler sonucunda anne ve babası düzgün konuşan, sevgiyle büyüyen çocukların ruhsal ve fiziksel gelişimlerinin de sağlıklı olduğu görülüyor.Özgüvenli ve derslerinde başarılı çocuklar oluyorlar.Aynı şekilde çocukla olan tensel temasın,onu kucaklamanın ve öpmenin çok olumlu etkileri var. Yine başka bazı araştırmalara göre,anne ve abasından eşit düzeyde ilgi ve sevgi gören çocukların daha sağlıklı ve olumlu karakter yapılarına sahip oldukları anlaşılmış.Örneğin 6 yaş ve öncesinde fiziksel şiddete uğrayan ve korkuyla büyüyen çocukların gençlik yıllarından itibaren topluma uyum sorunları yaşadıkları görülmüş.
Bütün bunlar aslında çocuğun karakterinde çok önemli izler bırakıyor ve bu izlerin ne kadar erken yaşta konulduğu da buradan anlaşılıyor.
Görülen o ki sadece ve tek başına sevgi bile pek çok olumsuzluğun önüne geçebilecek güçte.Karşılıksız,kayıtsız şartsız sevmek ve sevgimizi herhangi bir koşula bağlamamak çok önemli. Bir de unutmamak gerekir ki ‘Armut dibine düşermiş.’
Eskiler çok doğru söylemişler ve aslında onlar konunun özünü çok önceden beri biliyorlarmış.Biz nasılsak ve çocuğumuza nasıl davranıyorsak o şekilde ve o yapıda çocuklarımız olur.Bu da önce kendimize ve davranışlarımıza dikkat edeceğiz demektir.

Popularity: 2% [?]

1-3 YAŞ ARASI ÇOCUKLARDA GELİŞİM NASIL DESTEKLENMELİ?

ebru @ 16 Mayıs 2012 12:05
Kategori: Genel

Anaokulu öncesi dönem olarak adlandırılan 1-3 yaş döneminde çocukların sinaptik bağlantılarının gelişimi çok yoğundur. Beynin nöronları arasında bağlantıların kurulduğu bu dönemde çocukların merak ve ilgileri artarken, motor kabiliyetlerini kazanmaları için de önemli bir dönemdir.
Bu dönemde çevresini tanıyan, temel neden-sonuç ilişkilerini kuran çocukların eğitimleri ile ilgili önemli ipuçları Adıgüzel Eğitim Kurumları rehberlik servisi tarafından düzenlendi. İşte öneriler:
1.   Üç yaşa kadar ki sürede öz bakım becerilerinin kazanılması önceliklidir: Ebeveynler çocukların kendi özbakım becerilerini kazanmaları konusunda destek vermelidirler. Çocukların çatal-kaşık tutma ve çatal-kaşık kullanarak kendi karnını doyurma davranışını desteklemelidirler. Aynı şekilde üstünü çıkarıp-giyme, el-yüz yıkama, diş fırçalama alışkanlıklarının doğru şekillenmesine model olup çocuklarını cesaretlendirmelidirler.
2.   Sorulara cevap verilmeli, oyunlarla bilişsel gelişim desteklenmelidir: Bilişsel gelişimini desteklemek adına çocuğun sorularına bıkıp usanmadan özenle cevap verilmeli, geçiştirilmemelidir. Çocuk ile konuşmaya özen gösterilmeli, onun dil gelişimine katkı sağlanmalıdır. Çocukla bol bol oyun oynanmalı, oyunlar esnasında çocuğun gelişmesine fırsat tanınmalıdır. Çocuğun oyun materyalleri ile etkileşime geçmesine uygun ortamlar oluşturulmalıdır. Çocuğun oyun aracılığıyla ebeveynleriyle sosyal-duygusal etkileşimler yaşamasına özen gösterilmelidir.
3.   Çocuğun sadece ev ortamında sıkışıp kalmasına izin verilmemelidir: Sosyal duygusal gelişimini desteklemek için açık hava mekanları (park alanları), restoran, alışveriş mekanları, akraba ve komşu ziyaretleri de çocuğun etkileşim ortamları arasında bulunmalıdır.
4.      Ebeveynler davranışlarında tutarlı olmalıdır: Çocuğun ihtiyaçları (beslenme, alt temizliği, sevgi vb.) geciktirilmeden zamanında giderilmelidir. Hayır denilmesi gereken durumlarda çocuk ağladığında veya ısrar ettiğinde cevap “evet” e çevrilmemelidir. Evdeki davranış örüntüsü ne ise gezmeye gidildiğinde ya da eve misafirler geldiğinde de aynı tutarlı davranışlar sergilenmeli, ortam değiştiğinde çocuğa takınılan davranış da değişmemelidir.
5.   Ebeveynler çocukları için rol modeli olduklarını daima hatırlamalılar: Çocuklar en yakınlarındaki (aile bireyleri) kişileri kendilerine model alarak öğrenirler. Anne babalar hem çocuğa ilişkin davranışlarında hem de birbirlerine olan yaklaşımlarında doğru davranış ve alışkanlıkları sergilemeye özen göstermelidir. Ebeveynler çocuktan bir davranışı bekliyorsa önce kendileri bu davranışı sergilemelidir.
6.   Sezgilerin en açık olduğu dönemlerdendir, çocuklar birbiriyle karşılaştırılmamalıdır: Ebeveynler, çocuklarına eşit mesafede durmalılar, yaş, cinsiyet, sevimlilik gibi özelliklerden dolayı birini kayırmamalılar, çocukları birbirleriyle kıyaslamamalılar. Sevgilerini ve ilgilerini demokratik şekilde paylaştırmalıdırlar. Çocuklarda 3 yaş öncesinde sezgiler ve hislerin çok açık olduğu, çocukların sözler kadar anne babanın enerjisi ve ilgisinden de etkilendiği unutulmamalıdır.
Bunları Yapın!
• Çocuğunuzla karşılıklı konuşun.
• Her şeyin ismini söyleyin. Beraber şarkı ve tekerlemeler söyleyin.
• Birlikte aktivitelere katılın.  Aynen arkadaşınıza anlatıyor gibi gördüklerinizi ve yaptığınız şeyleri anlatın.
• Çocuğunuza bir kutu vererek kapağını açması, kapatması, içine objeler doldurması ve boşaltmasını sağlayın.
• Açık, kapalı, içeride ve dışarıda gibi kavramları öğretin. Bunun için basit kutulardan faydalanabilirsiniz.
• Büyük motor becerilerini geliştirecek aktiviteler yapın. Örneğin; merdiven inip çıkmak. Bu, üst ve alt kavramlarının gelişmesine de yardımcı olur.
• Kitap okuyun. Okuma bittiğinde hikaye ile ilgili basit sorular sorun. Bu onun dinleme ve anlama becerilerini geliştirir.
• Yaşına uygun işlerini kendi yapması için cesaretlendirin. Bu onun bağımsızlık ve kendine güven duygularını geliştirir.
• Ev eşyalarının renklerini söyleyin.
• Çocuğunuzun hayal gücünü ve yaratıcılığını destekleyen oyuncakları tercih edin. Evinizde elinizin altında bulunan pek çok eşyadan, farklı oyuncaklar yaratmasını, yeni kullanım şekilleri ortaya çıkarmasını destekleyin.
• Bebek, kukla, oyuncak ev gibi objelerle hayali oyunlar kurmasını destekleyin. Ayrıca ritim araçları (tef, davul, trampet) ile dans araçlarını kullanın.

Popularity: 1% [?]

AŞILAMA NE DEMEKTİR?

pelin @ 16 Mayıs 2012 11:05

Aşılama Nedir?

Aşılama yöntemi, yardımla üreme tekniklerinden birisidir ve ne yazık ki sıklıkla mikroenjeksiyon ile karıştırılmaktadır. Mikroenjeksiyon tüp bebek tedavisinde yumurtanın içine sperm enjekte edilmesidir. Aşılama ise rahim boşluğunun içine sperm enjekte edilmesidir.

Aşılama yani intrauterin inseminasyon (IUI) spermlerin yumurta ile buluşmasını kolaylaştırmak için uygulanan bir yöntemdir. Semen örneği alınır; laboratuar koşullarında özel bir yıkama işleminden geçirildikten sonra rahim içine aşılanır.

Semen örneği nasıl verilmelidir?

3 günlük cinsel perhiz sonrası semen örneği verilir. Perhiz süresi 2 günden az, 5 gün fazla olmamalıdır.

Örneğin aşılamanın yapılacağı klinikte alınması başarı oranını arttırmaktadır. Bir bilimsel çalışmada evden getirilen örnekle 3 kat daha az oranda gebelik tespit edilmiştir.

Sperm hazırlandıktan sonra geçen süre 1-2 saati aşmamalı, kısa sürede aşılama yapılmalıdır. Semen örneği laboratuara ulaştıktan sonra öncelikle likefaksiyon (erime/çözünme) için beklenir. likefaksiyon sonunda işleme başlanır. Önerilen süre likefaksiyondan sonra 90 dakika için aşılamanın yapılmasıdır. Daha uzun süre geçtiğinde yine işlemin başarı şansı azalmaktadır.

Laboratuarda özel filtreler ve özel yıkama teknikleri ile semen işlenir ve hazırlanan sperm konsantresi özel enjektör içinde kadın doğum uzmanına getirilir.

Tüm sperm ayırma metotlarında amaç, daha iyi hareketli, normal yapıda ve yeterli sayıda sperm içeren konsantre semen elde etmektir. İnseminasyon için en azından 1 milyon hareketli sperm gerekir. Semen örneğinin işlemden geçirilmeden, olduğu gibi rahim içine verilmesi tercih edilmez. Ancak spermlerin vajinada depolanmasını engelleyen fiziksel veya psikolojik durumlarda aşılama, işlenmemiş semenin verilmesi ile de yapılabilir.

Niçin aşılama yapılmaktadır?

Amaç; rahim ağzını devre dışı bırakarak, daha fazla sayıda sağlıklı spermin rahim içine, buradan da tüplere ulaşmasını sağlamak, böylece gebelik şansını arttırmaktır. Servikal mukus (rahim ağzı salgısı) bazı durumlarda sperm geçişine izin vermez. Aşılama ile bu mukus engeli ortadan kaldırılır.

Aşılama tedavisinin önerildiği durumlar:

i.                    Rahim ağzı sorunları

ii.                  Sperm sayı ve hareketliliğinin istenenden az  olduğu durumlar

iii.                Açıklanamayan infertilite

Aşılamanın mümkün olmadığı, yapılamayacağı durumlar:

i.                    Tüplerin tıkalı olması

ii.                  Yumurtlamanın olmaması (menopoz)

iii.                Semen örneğinde sperm olmaması (azospermi)

iv.                 Semen örneğinde çok az sperm olması

Sperm sayısının ml de 10 milyonun altında olması, hareket ve şekil sorunu olması da  aşılama için göreceli engellerdir. Sperm sayısının ml de 10 milyonun ve özellikle 5 milyonun altında olduğunda, 4.derece hareketin %10 un altında olduğunda, normal yapılı sperm oranının %4 ün altında olduğunda aşılama tedavisinin etkinliği son derece sınırlıdır. Bu olgularda direk tüp bebek yöntemine geçilmesi tartışılmalıdır.

Aşılama tedavisi sırasında yumurtlama tedavisi gerekli midir?

Yumurtlama tedavileri ile birlikte kullanılması etkinliğin artmasını ve daha yüksek başarı oranını getirmektedir. Yumurtlama tedavisi (ovulasyon indüksiyonu), klomifen veya gonadotropinlerle yapılabilir. Son yıllarda yumurtlama zamanının daha net belirlenmesi ve erken çatlamanın önlenmesi için GnRH analogları veya GnRH antagonistlerinin de kullanılması önerilmektedir. Ancak bu tedavi yöntemi aşılama tedavisinin maliyetini 2-3 kat arttırmaktadır.

İyi klinik uygulama: yumurtlama tedavisinin gonadotropinler ile (GonalF, Puregon, Menogon vb) ile yapılması, yumurta büyüklüğünün ultrason muayenesi ile 2-3 günde bir takip edilmesi ve follikül (Yumurtlama kisti) çapı 2 cm olduğunda hCG (Pregnyl, Ovitrelle vb) tetiklemesi (yani çatlatma iğnesi) sonrası aşılamanın gerçekleştirilmesidir. Kanıta dayalı tıp bilgilerine dayanılarak önerilen bu yöntem ile aşılama etkinliği en yüksek düzeyde olacaktır.

Sadece erkek faktörlü veya vajinismus nedenli infertilitede aşılama yöntemi ön ilaç tedavisi uygulanmadan, doğal bir periodda veya klomifen kullanılarak uygulanabilir.

Aşılama tedavisi için yapılan yumurtlama tedavisinde amaç tek follikül geliştirilmesidir. Birden fazla yumurta büyümesi çoğul gebelik oranını arttıracaktır.

Aşılama Nasıl Yapılır?

Follikül takibi ile yumurtlama durumunuz izlenir. İnseminasyon için uygun gün ve saat kararlaştırılır.

Doktorunuz, özel bir kanül (inseminasyon kanülü) ile sperm örneğini rahim içine enjekte eder. İşlem ağrısızdır; anestezi gerektirmez.

İşlem çok hassas bir şekilde yapılır. Spermlerin rahim içine enjeksiyonu basınç oluşturmadan yavaş ve kontrollü yapılır.

Spermlerin rahim ağzına, rahim ağzı kanalına, rahim iç boşluğuna veya tüplere yakın üst sevitelere enjeksiyonu yapılabilmektedir. Bu yöntemlerden en sık tercih edileni ve önerileni, rahim iç boşluğuna aşılama yapılmasıdır.

Aşılama sonrası istirahat gerekli midir?

İşlemden sonra bir süre (ortalama 20 dakika) dinlenmeniz gerekir. Aşılama yapılan gün temponun azaltılması ve istirahtli olunması önerilir. Ertesi gün normal günlük yaşama dönülebilir ve cinsel ilişki yasaklaması genellikle yoktur. Özel durumlarda doktorunuz sizi ilişki olmaması için uyaracaktır.

Aşılama yönteminin başarı oranı nedir?

Başarı şansı kullanıldığı duruma göre değişir. Ortalama %5- 20 gebelik şansı vardır. Uygun kişiye, uygun teknikle doğru zamanda yapıldığında gebelik şansı artar.

Aşılama tedavisinin riskleri var mıdır?

Her tedavi yönteminde, tıptaki her uygulamada risk oranı belirlemek çok önemlidir. Enfeksiyon özellikle dikkat edilmesi gereken bir noktadır. İşlemin steril koşullarda yapılması idealdir ve sonrasında doktorunuz antibiotik vererek enfeksiyon olasılığını azaltmak isteyebilir.

Çoğul gebelik ve aşırı cevap sendromuna karşı dikkatli olunmalıdır. Yumurtlama tedavisinin tek yumurta geliştirmeye yönelik düşük dozlarda yapılması, fazla yumurta geliştiğinde tedavinin gerekirse iptal edilmesi düşünülmelidir. İlaçsız birkaç gün bekletme (Coasting) ile fazla yumurtaların bir kısmı körelerek çoğul gebelik ve aşırı cevap sendromu riski azaltılabilir. Kan estradiol seviyelerini ölçmek ve 1500 pg/ml üzerindeki değerlerde iptal veya coasting kararını belirlemek yine önemli stratejik uygulamalardır.

Aşılama kaç defa denenebilir?

İnseminasyon yani aşılama, 4-6 defa denenebilir. Deneme sayısı uygulama nedenine, çiftin ihtiyaçlarına göre ayarlanır.

İyi klinik uygulama 3-4 defadan fazla aşılama yapılmamasıdır.

Bilimsel verilere göre 3 aşılama sonunda çiftlerin %40’ı gebeliğe ulaşmaktadır (kümülatif=birikimsel gebelik oranı). Oysa, 4. aşılamadan sonra gebeliğe ulaşan çift sayısında aşılama başına ancak %1 artış sağlanabilir. Sonuç olarak %1 fayda sağlamak için yapılacak girişimsel bir tedavinin yerini artık tüp bebeğe bırakması daha doğru olacaktır. Tüp bebek yöntemi %1 olan 4. aşılamanın başarı oranını yaklaşık 50 kat arttıracaktır.

Zaman, umut ve finans kaybı dikkate alınacak olursa 3-4 defadan fazla aşılama yapılması yerine tüp bebek yöntemine geçilmesi daha akılcı olacaktır.

Üçden fazla aşılama yapılması kararı, önceki aşılamaların yapılma şekli gözden geçirilerek verilebilir. İyi klinik uygulamalara uygun olmayan önceki aşılamalar dikkate alınmayarak aşılama yöntemi sayısı yeniden belirlenebilir.

Niçin bir hastalığın tedavisini farklı sıralama ve şekillerde öneren hekimlerle karşılaşılıyor?

Öncelikle tıpta ‘’iyi klinik uygulama’’ kavramını hatırlayalım.

Günümüzde hastalıkların tedavi ve yönetiminde farklı yollar, yöntemler olduğunu biliyoruz. Ekollerde yaşanan bu değişkenlikler, doktorlar arasında zaman zaman tartışmalara yol açarken hedef kitlenin (yani tedaviyi alacak asıl kişinin) aklını karıştırmaktadır.

Niçin bir hastalığın tedavisini farklı sıralama ve şekillerde öneren hekimlerle karşılaşılıyor?

Çünkü, tıptaki uygulamalar, o güne dek o hastalığın seyrini değiştirmede değişik etkinliklerin istatistiki olarak tanımlanmasına bağlı olarak ve hekimin yetiştiği ekolün bilgi birikimi ve inanışı ile değişkenlik göstermektedir. Yani bir son noktaya giden tek bir yol yoktur ve aynı bulmacalarda olduğu gibi birden fazla yol ve dönemeç aynı son noktaya yani konumuza uyarlarsak sağlıklı bir hamileliğe ulaşabilmektedir. Önemli olan bu yollardan en tehlikesiz ve sağlıklı olanı seçebilmektir.

İşte tıpta iyi klinik uygulamalar bu amacı taşıyan yöntemleri tanımlamak için kullanılmaktadır.

İnfertilite tedavilerinde iyi klinik uygulama, çiftin sorununu tespit etme ve tedavisini belirlemede çiftin ihtiyacından ne daha azı ne de daha fazlasını yapmak, etkinliği kanıtlanmış minimum yöntemle sorunu en kısa zamanda çözmektir.

İyi klinik uygulama, her infertil çifte tüp bebek yapmamaktır. İhtiyacı olmayan çifte aşılama veya tüp bebek önerilmesi kötü klinik uygulamadır.

Popularity: 2% [?]

BEBEK BÜYÜTÜRKEN EN ÇOK YAPILAN 7 HATA

pelin @ 15 Mayıs 2012 12:30

1- Fazla hareket ederse terler hasta olur
Hasta olur endişesiyle çocuğun hareket etmesini kısıtlamak çok yanlış bir yaklaşım. Her çocuk hareket edince terler; terleyince üstünü değiştirebilirsiniz! ‘Çok terledin artık yerine otur’ demek, onu tembel, hantal ve mutsuz yapar. Zaman içinde metabolizma hızı azalan çocuk, hızla kilo almaya başlar. Hareket etmelerini kısıtlamaktansa, spora (yüzme, basketbol vb) yönlendirin.
2- Şaşılık büyüyünce geçer
Çocuklarda şaşılık bir yaşına kadar fizyolojik kabul edilir. Ancak bir yaşından sonra düzelmeyen şaşılıklar için mutlaka göz doktoruna başvurulmalı. Bir yaşından önce bebeklerde Nistagmus (göz küresinin istemsiz titremesi) görüldüğünde de mutlaka bir göz doktoruna muayene ettirilmeli.
3- Ağlayınca hemen kucağıma almalıyım
Bebeği avutmanın birçok yolu var; her ağladığında hemen kucağa almak çözüm değil. Ağladığında yanına yaklaşıp onunla konuşmak, ten temasında bulunmak, ona şarkı ya da ninni söylemek ve karnını okşamak bebeği avutabilir. Ancak sırf kucağa alışmasın diye çocuğu hiç kucağa almamak da kendini güvende hissetmemesine ve mutsuz olmasına yol açar. Bu denge iyi kurulmalı.
4- Daha küçük yalnız yatarsa korkar
Genellikle 6 aydan sonra bebeğin odasının ayrı olması uzmanlarca önerilir. Bu sınır en fazla 2 yaşa kadar uzatılabilir.
5- Ayakta sallayınca hemen uykuya dalıyor
Çocuğu sallayarak uyutmak tıbben önerilmiyor. Ancak halk arasında ‘ayakta sallama’ en çok kullanılan yöntem. Çocuk; hafif tarzda ve sarsmayacak şekilde sallanırsa tahribatlara yol açmaz.
6- Fazla banyo yaparsa üşütür
Çocuklar banyo yapmaktan hasta olmaz. Yazın her gün, kışın ise hafta üç kez banyo yapılması önerilir.
7- Sütüm yetmiyor mama vermeliyim
Yeni annelerin en çok endişe ettiği konulardan biri, bebeğin aç kalma ihtimali. Bu nedenle de çoğu zaman bebekler gereksiz yere mamayla besleniyor. Oysa anneler, sütünün yetip yetmediğini bebeğinin çişini takip ederek anlayabilir. 24 saatte en az 5-6 kez bezini ıslatan bebek, anne sütüyle doyuyor demektir. Anne sütü yetersizliğine ancak bir çocuk hastalıkları uzmanı doktor karar verebilir ve onun tavsiyesi gereğince mama takviyesine başlanabilir.

Popularity: 3% [?]

ANNELİK BİR KADINA ÇOK ŞEY KATAR!

pelin @ 15 Mayıs 2012 12:17

Bir kadın için anne olmak yaşam boyu deneyimlenen en büyük değişimdir. Yaşamda karşılaştığımız her büyük değişiklik gibi anne olmak da fikir ve inanışlarımızda, yakınlarımızla ilişkilerimizde ve kendimizde belirli etkiler yaratır. Bunun dışında, hormonal değişimler ve hamilelikle başlayan bedensel farklılaşma da bir kadının kimlik algısını çeşitli şekillerde etkiler.  Anne olmakla beraber gelen tüm bu değişimler, çocuksuz bir kadının çocuklu bir kadın olmasıyla yaşadığı muhteşem dönüşümü anlatır.
Farkındalıklarınız artar…
Fikir ve inanışlarınızdaki değişim hamilelik, doğum süreci ve annelik yolculuğu boyunca devam eder. Bir kadın hamile kaldığında hamilelik süreci ve çocuk sahibi olmakla ilgili fikirlerini yeniden değerlendirmeye başlar. Ailesinden, arkadaşlarından ve profesyonellerden edindiği bilgileri birleştirir. Amaç, bebeğinin kendisi için anlamını keşfetmek ve hamilelik sürecini sağlıklı bir şekilde tamamlamaktır.  Zaman ilerledikçe de çocuk yetiştirme, çocuk gelişimi ve iyi bir anne çocuk ilişkisi kurmanın yolları gibi konular odak noktanız olmaya başlar.  Artık öğrendiklerinizi uygulamaya dökme ve çocuğunuzla yaşadığınız güzel deneyimlerden keyif alma zamanıdır. Dışarıdan edindiğiniz her yeni bilgi ve çocuğunuzla olan ilişkinizden öğrendiğiniz her yeni şey, önceden sahip olduğunuz fikir ve inanışlarınıza etki eder. Bazen eski fikirlerinizi tamamen yanlış olduğunu görür onları bırakırsınız, bazen de eski düşüncelerinizin doğru taraflarını fark eder üzerine şimdiki bilgilerinizi ekleyerek yeni yaklaşımlar oluşturursunuz. Annelik, özellikle hamilelik sürecinde, kişisel fikir ve inanışların gözden geçirilmesine neden olduğu için birçok kadının kendini daha iyi tanımasına yardımcı olan ve kişisel farkındalığı arttıran bir deneyimdir.
Bağımsız bir birey olmanızı sağlar!
Anne olmanın getirdiği kazanımlardan bir diğeri de kendi anne babanızdan bağımsız bir birey olduğunuzu daha önceden hiç yaşamadığınız bir şekilde yaşama fırsatı sunmasıdır. Anneliğe geçiş yapan bir kadının bir çocuğa annelik yapmaya yeterli olduğunu hissedebilmesi çok önemlidir. Bunu hissedebilmesi için de kendi anne babasından bağımsızlaşmayı başarması gerekir. Burada bağımsızlaşma derken kastedilen şey tamamen tek başına olmak ya da yalnız kalmak demek değildir. Bağımsızlaşma kişinin, başkalarıyla yakın ve duygusal bağ kurabiliyor ve bundan keyif alıyor olmasının yanında kendinden sorumlu olabilmesi, başkalarından bağımsız şekilde kendi kararını verebilmesi ve kendine güçlü şekilde inanması demektir. Çoğu insan ebeveyninden bağımsız bir birey oluşunu en çok kendisi anne baba olduğunda deneyimler.  Ne kadar başarılı, kendi ayakları üzerinde durabilen, uzun zamandır evli ve bağımsız bir insan olursanız olun bir çocuk sahibi olmadan önce, anne babanızla ilişkinizde kendinizi yeterince ortaya koyma fırsatınız olmayabilir.  Bir çocuğunuz olduğunda ise iş başında olan ve sorumluluğu taşıyan taraf artık sizsinizdir.  Annelik rolünü almanız benlik gelişiminiz adına çok büyük bir adımdır.
Daha net kararlar alırsınız!
Anne olmak bir kadının içindeki güçlü ve duyarlı kadını ortaya çıkarır. Anne olmak pek çok kadın için çocuğuna en iyisini verebilme konusunda güçlü bir motivasyon oluşturur. İşte bu anneliğin kutlanması gereken en önemli boyutudur. Annelik motivasyonu tüm yaşamınıza yansıyan, hayata dört elle tutunmanızı teşvik eden daha önceden belki de hiç deneyimlemediğiniz oldukça güçlü bir duygudur. Bir çocuk yetiştirmenin, ona iyiyi ve doğruyu göstermenin, kendisi adına doğru seçimler yapabilmesi ve hayatta başarılı olabilmesi için ona destek olmanın yaşamınıza kattığı anlam, çocuksuz bir kadınken yaşanması pek de mümkün olmayan bir tatmindir. Anne olmak bir kadının hayata karşı duruşunu çoğu zaman daha sağlam yapar. Mesela, iş hayatında kalmak ya da çalışmamayı seçmek gibi yaşamı her yönüyle etkileyen önemli kararlarda anne olmuş bir kadın daha nettir. İçinde bulunulan şartlar dahilinde çocuğunun maddi ihtiyaçlarının öncelikli olduğunu düşünen pek çok anne kariyerine emin adımlarla devam eder. Farklı şartlardaki bir çocuk için ise annenin çocuğun yanında kalması maddi ihtiyaçlardan daha önemli olabilir. O zaman da çoğu anne, çekinmeden çocuğunun yanında olabileceği şekilde hayatını yeniden düzenler. Elbette ki her seçimde anne, çocuğun ihtiyaçlarıyla kendininkileri dengeleyebilmeli, kendi isteklerini asla ikinci planda bırakmamalıdır. İyi bir çocuk yetiştirmek de hayattaki her şey gibi dengelerin iyi kurulması ile mümkündür. Kendini tamamen çocuğuna adamış, kendi ihtiyaçlarını görmezden gelen bir kadının da mutlu olması ve çocuğuna en iyisini verebilmesi mümkün değildir.  Çocuk sahibi olduktan sonra hayatındaki ihtiyaçlar dengesini iyi şekilde oturtmuş pek çok kadının hayata karşı daha güvenli, adımlarını daha sağlam atan, özgüveni ve kendisine verdiği değer daha yüksek kadınlar olduğu görülür. Bu durum, anneliğin kadınlara hem içgüdüsel olarak getirdiği hem de annelik yolcuğu boyunca deneyimlerle kazandırdığı yepyeni bir özelliktir.
Duygularınız yoğunlaşır…
Anne olmak, bir kadının hayata karşı sağlam ve kararlı durmasını teşvik ederken kendine özgü bir hassasiyet, yumuşak kalplilik ve içtenliği de beraberinde getirir. Anne olduktan sonra duygularını daha yoğun şekilde yaşamaya başlayan pek çok kadın görürüz. Annelik bir kadının manevi dünyasını zenginleştiren, duygularının daha iyi farkına varmasına ve daha kolay paylaşabilmesine yardımcı olan bir süreçtir. Anne olmakla birlikte bir kadın sadece kendi çocuğunun değil çevresindeki başka kimselerin de iç dünyalarını algılamaya daha hazır ve yeterli hale gelir. Anne olmuş pek çok kadının ilişkilerinde paylaşıma daha açık, daha olumlu ve daha anlayışlı olduğu gözlemlenir. İnsan ilişkilerinde kaliteyi arttıran bu özellikler, anne olmuş kadınların çoğu zaman daha tatmin edici ve daha keyifli bir yaşam sürmelerini sağlar. Anne olmuş kadınların sadece çevresindeki diğer bireylerle değil içinde bulunduğu toplumun geneliyle ilgili duyarlılığı da artar. Toplumsal kötüye gidişler ya da yanlış politikalar karşısında aslında en büyük değişim potansiyeline sahip grup annelerdir. Çocuğu için daha iyisini isteme şeklinde ifade bulan anneliğe özgü duyarlılık, zamanla anne olmuş kadının kimliğini oluşturan genel bir iyiye yönelme eğilimine dönüşür.  İşte bu da anneleri, toplum içinde iyiye doğru değişimin başrol oyuncusu yapar.
Çocuğunuzla yaşayacağınız her an “özeldir”
Anne olmanın en büyük kazanımı elbette ki annenin çocuğuyla yaşadığı paylaşımdır. Anne ve çocuk arasında kurulan güçlü, pozitif ve güvenli bağ her iki taraf için yaşam boyu sürecek ilgi, sevgi, destek, şefkat ve eğlence dolu paylaşımın ilk adımıdır. Birçok kadın hamile olduğunu öğrenir öğrenmez bebeğiyle içsel bir bağ kurduğunu söylemektedir. Bazı kadınlar içinse bebekle olan bağı hissedebilmek için bebeğin dünyaya gelmesi gerekmektedir. Aslında bu bağın hangi aşamada oluştuğunun çok önemi yoktur. Anne ve çocuk arasındaki ilişki günden güne ilerleyen ve her aşamasında farklı güzelliklerin yaşandığı çok özel bir süreçtir. Özellikle ilk 3 yaşta, günlük bakım aktivelerini yaparken çoğu annenin çocuğunu yüzlerce kez öptüğü, onunla onlarca kez karşılıklı sözel iletişime girdiği, bebeğine pek çok kez şarkı ya da ninni söylediği bilinmektedir.  İşte anne ve bebek arasındaki kurulan bu içten etkileşimler çocuk sahibi olmanın temelinde yatan gizli hazinedir. Anne ve çocuk gün içinde paylaşıma dayalı, sevgi dolu zamanlar yaşadıkça içsel olarak mutlu hissetmeye başlarlar. Kurulan bu olumlu, yakın sosyal ilişkiler iki tarafın birbirini tanımasına yardımcı olur.  Birbirlerini neyin eğlendirdiğini, neyin sakinleştirdiğini, neyin mutlu ettiğini ve neyin üzdüğünü öğrenirler. Erken çocukluk döneminde ilişkide verici taraf olma sorumluluğu annede olsa da ilerleyen zamanda çocuk da annenin hem duygusal hem sosyal beklentilerini karşılamak için pek çok şey yapar. Anne ve çocuğun dönüşümlü olarak birbirinin istek ve ihtiyaçlarına cevap verme şeklinde devam eden sevgi oyunu yaşam boyu sürer.
Öncelikleriniz değişir…
Anne olan bir kadının hayatındaki pek çok öncelik değişmiştir. Mesela, çocuksuz bir kadınken arkadaşlarınızla dışarı çıkmak en keyif aldığınız şeylerden biri olabilir ama anne olduğunuzda rahat ve güvenli ev ortamında buluşmayı daha çok tercih etmeye başlarsınız.  Çocuksuz bir kadınken bazı günler öğünleri geçiştirebilirsiniz ama bir çocuğunuz olduğunda evde her gün sağlıklı yemeklerin pişiyor olması bir zorunluluk haline gelir. Elbette ki çocukla birlikte değişen önceliklere uyum sağlamak ve annelik rolünü kabul etmek zaman zaman tüm anneleri zorlayabilir. Yine de çok az anne vardır ki çocuğunun gülümsemesi ya da neşeli bir bakışını başka bir şeyle değişmek istesin. Bir kadını baştan sona değiştiren annelik deneyimini yaşayan tüm kadınların anneler günü kutlu olsun…

Popularity: 3% [?]

BABANIN DAVRANIŞLARI ÇOCUĞUN GELECEĞİNİ BELİRLİYOR!

ebru @ 15 Mayıs 2012 12:08

Bir çocuğun hayatında anne ve babanın rolleri farklıdır ve hiçbiri diğerinin rolünü üstlenemez. Günümüzde korkulan ve akşam eve geldiğinde çocuğu azarlayacağı düşünülen ‘’baba’’ modelinin yavaş yavaş yok olduğunu söyleyen uzmanlar, ebeveynlerin çocuk yetiştirme konusunda artık daha bilinçli olduklarını belirtiyor.

Babalar Artık Daha Anlayışlı…

Geleneksel ailelerde baba dendiğinde akla çalışıp para kazanan ve evin ihtiyaçlarını karşılayan, otoriter, akşam işten eve geldiğinde rahatsız edilmemesi gereken bir model gelebilir. Ancak günümüzde, özellikle annenin de çalıştığı ailelerde artık ‘’baba’’ rolü ciddi bir değişime uğradı. Eski sert ve sinirli babalar yerini anlayışlı, çocuğuyla ilgilenen, sorunları çözmede etkili, tatlı-sert bir ‘’erkek’’ modeline bıraktı.

İyi Bir Baba Olmanın Yolu Sabır ve Tecrübeden Geçiyor!

Bebeklerin ilk yaşlarında anneye olan ilgi ve bağlılığının ikinci yaştan itibaren babaya yönlendiğini belirten uzmanlar, baba-çocuk ilişkisinde doğru iletişimin fiziksel temas ve birlikte verimli vakit geçirmek olduğunun altını çiziyor. Hiç kimsenin ‘’iyi bir baba’’ olarak doğmadığını söyleyen uzmanlar baba olmanın sevgi, tecrübe, sabır ve bilgi edinmeyle gerçekleşeceğini vurguluyor.

Baba, Çocuk İçin En Önemli Güven Kaynağı…

Baba; çocuğun çevresindeki en önemli modeldir. Erkek ve kız çocuklarına göre farklılık gösterebilen baba-çocuk ilişkisinde en önemli nokta çocukluk döneminde babaya duyulan güvenin, çocuğun yetişkinlik döneminde ciddi bir rol oynamasıdır. Bunun bilincinde olan ebeveynlerin her hareketlerini çocuğun geleceğine bir yatırım olarak düşündüğünü belirten uzmanlar, yapılan araştırmalarda erkek çocuğa sahip babaların, çocuğuyla daha ilgili olduğunu vurguladı. Erkek çocuğun babayla ortak ilgi alanlarının daha çok olduğunu sözlerine ekleyen uzmanlar, kız çocukları için de babanın eşsiz bir güven kaynağı olduğunun altını çizdi.

İyi bir baba modeli, hem çocuğun gelişimini hızlandırır hem de babanın özgüvenini artırır. Sağlıklı baba-çocuk ilişkisi olan ailelerde babasından sevgi ve ilgi gören çocuk hem sosyal hayatında hem de okul hayatında başarılı olur, el becerilerini baba desteğiyle geliştirir.

Cinsel Kimliğini Baba Sayesinde Kazanıyor

Bir çocuğun tanıdığı ilk ‘’erkek’’ modelinin baba olduğunu belirten uzmanlar, özellikle erkek çocukların cinsel kimliğini babadan modellediğini, kız çocukların da karşı cinsi tanıması ve güvenmesi anlamında babadan etkilendiğini vurguladı.

Baba-çocuk ilişkisinde çocuğun zihninde oluşacak ‘’iyi baba’’ kavramına annenin desteğinin kaçınılmaz olduğunu belirten uzmanlar, anne-baba arasındaki ilişkinin çocuğu büyük ölçüde etkilediğini belirtiyor. Bu nedenle annenin, çocuğa ‘’baba’’ kavramını doğru bir şekilde tanımlaması, davranışlarında da çelişkiye düşmemesi çocuğun ruhsal sağlığı için son derece önemlidir.

Baba-Çocuk İlişkisinde Bunlara Dikkat!

* Çocuğa sevgi, ilgi göstermeli ve zaman ayırmalıdır.
* Bebeğin sağlığı, beslenmesi, temizliği gibi ihtiyaçlarını karşılaması önemlidir. Bu ilişki daha gelecekteki sağlıklı ilişkinin önemli bir parçasıdır.
* Çocuğu olduğu gibi kabul etmeli, başkalarıyla kıyaslamamalıdır.
* Çocuğun çabalarını, olumlu davranışlarını desteklemeli, başarısızlıkları karşısında sabırlı, sakin ve yapıcı olmalıdır.
* Tüm davranışlarıyla çocuğa iyi bir model olmalıdır.

Popularity: 3% [?]

DOĞUM SONRASI YÜRÜYÜŞ

nursel @ 14 Mayıs 2012 13:26

DOĞUM SONRASI NASIL SAĞLIKLI ZAYIFLANIR?
Aslında hamilelik son derece normal ve fizyolojik bir süreçtir vücudunuzda mevcut olan yağ hücrelerinin iki yada üç katı büyüklüğüne çıktığı doğal bir süreçtir önemli ayrıntı bu sürecin çok kısa olmasıdır yani dokuz ay gibi bir sürede karın çapı 5 yada 6 katına çıkmakta bu gerilimi cildin taşıması içinde kişi gerekli önlemleri hamilelik boyunca yapmalıdır sağlıklı zayıflama konusuna gelince internet yoluyla binlerce ulaşılabilir diet listesine rastlanılabilir ve uygulanmaya çalışılabilir ama sonuçta yanlışları düzeltmek ve doğruyu göstermek hekimin işidir zaten burda doğru söylem ya da yönetim gereklidir.

HEM HIZLI HEM SAĞLIKLI ZAYIFLANIR MI?
Elbette mümkündür vücut matematik gibidir kaloriyi fazla alırsanız kilo alırsınız kaloriyi düşürürseniz zayıflama kaçınılmazdır ama önemli olan düzenli ve dengeli beslenme ile bu sorun çok rahat çözümlenebilir vücut ritmi 6 öğüne programlanmıştır 3 ana 3 ara öğün ve düzenli beslenildiği sürece kolorinizide kısıtlarsanız sağlıklı bir şekilde zayıflayabilirsiniz hız biraz da kişinin metabolizması yaşı kaçıncı hamileliği ile de yakından ilgilidir.

NEDEN BAZILARI DOĞUM SONRASI HIZLI KİLO VERİR?
Burda vurgulanması gereken en önemli ayrıntı düz mantıkta düşünmeleri ve vücutlarını iyi tanımadan geçer sonuç itibariyle BMI yani vücut kitle oranınızın normalin altı ve normal sınırlarda hamile kalır ve hamilelik boyuncada kendinizi kontrollü bir şekilde kadın doğum uzmanınızın uygun gördüğü şekilde kilo alırsanız doğum sonrası da hızlı bir şekilde kilo verebilirsiniz ama bunların tam tersi durumda yani hamile kalmadan vücudunuzdaki yağ fazla ve hamilelik boyunca çok fazla kilo alırsanız sonrası elbette kilo vücudunuzda kalacaktır.

DOĞUMDAN NE KADAR SONRA SPORA BAŞLANABİLİR?
Normal doğumu takiben 1. ay sezeryanı takiben 3. ay içinde spora başlanabilir.

YENİ ANNELERE SPOR TAVSİYESİ
Yeni anneler için en güzel spor vücutlarındaki ödemi de atmalarını sağlayacak kısa süreli yürüyüşlerle başlamaları.

Popularity: 3% [?]

CEVİZLİ PEKMEZLİ VE HAVUÇLU KEK

ebru @ 14 Mayıs 2012 13:01
Kategori: Beslenme, Genel

PEKMEZLİ, HAVUÇLU, CEVİZLİ KEK TARİFİ

Malzemeler:
2 yumurta
1 çay bardağı pekmez
1 çay bardağı portakal suyu
1 çay bardağı zeytinyağı
1 tane orta boy rendelenmiş havuç
75 gr. ince kıyılmış ceviz
250 gr. un
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu

Yapılışı:
Malzemeleri sırası ile karıştırma kabına koyun ve mikserle iyice çırpın.Sonra kek kabına dökün ve 150 derecede pişirin. Afiyet bal şeker olsun çocuklara:) Beş çayına da yetişirse süper olur :)

Popularity: 2% [?]

MİGRENDEN AKAPUNTUR İLE KURTULUN!

ayse @ 7 Mayıs 2012 09:18

Yarım başağrısı anlamına gelen migren ataklar halinde gelen ve tekrarlayıcı olan bir başağrısıdır. Genellikle tek taraflıdır ama bazen de çift taraflı olabilir. Orta veya kuvvetli olabilen, hareketle şiddeti artan zonklayıcı ağrı tarzıdır. Birkaç saatten birkaç güne kadar sürebilir.

Bazı kimselerde birkaç gün aralıklarla gelen nöbet, bazılarında yılda birkaç kez olabilir. Vakaların üçte birinde nöbetin başlayacağını bildiren belirtiler oluşur. Buna aura dönemi denir. Bu dönemde;

-bulantı, kusma

-görmede kısmi azalma (örneğin sağ yada sol yanın geçici körlüğü gibi

-ışık çakmaları

-durgunlaşma

-endişe ve dikkat dağınıklığı vb.belirtiler olur.

Migren ağrısı başladığında ışıktan ve sesten rahatsızlık oluşur. Ağrı nöbeti herhangi bir uyaran olmadan başlayabildiği gibi ruhsal stres, hormonal değişimler (adet dönemi, gebelik, menapoz vb.) açlık kan şekerinin düşmesi (oruç tutma, kahvaltının gecikmesi vb.) özellikle rutubetli havada rüzgara maruz kalınması (bugün lodos var diye tarif ederler). Sigara içimi, alkol alımı, kafeinli ve teinli içecekler, peynir, şarap, çikolata gibi besinler, yapay tatlandırıcılar, doğum kontrol hapları da ağrıyı başlatabilir.

Migren nöbeti bittiğinde şahısta yorgunluk ve sersemlik hali oluşur ve uykuya meyil artar.

Migren depresyona veya moral çöküntüsüne sebep olabilir. Hastanın ailesi üzerinde de olumsuz etkilere yol açar. Çünkü aile ortamında devamlı huzursuz ve mutsuz bir insan profili vardır. Bu ev halkına olumsuz yansımaktadır. Toplumun en küçük birimi aile, yaşam enerjisini kaybetmiştir. Hem kendisinin, hem de aile fertlerinin ruhsal yapılarının olumlu hale gelmesi ve yaşam sevincinin yeniden oluşturulması için mutlaka tedaviye ihtiyaç vardır.

Antienflamatuvar veya ergo alkoloidi ilaçlar, geçici çözümler sunarlar ve şurası da artık bir gerçektir ki ilaçların bizzat kendileri bir zamandan sonra ağrıyı tetikleyici olmaktadır. Yani migren nöbetlerini sıklaştırmaktadır. Ayrıca gastrit, ülser gibi, mide yada onikiparmak bağırsak problemleri  olan hastalarda özellikle antienflamatuar ilaçların kullanımı kanamalara yol açmaktadır. Bu sebeple ne kadar az ilaç kullanılırsa o kadar iyi olacaktır.

Yıllardır edindiğimiz tecrübeler ışığında diyebiliriz ki akupunktur, % 85 in üzerinde bir oranla hastada nöbetleri yok etmekte ve uzun süreli bu etkiyi devam ettirmektedir. 15-20 seanslık kürlerin sonunda ağrısız günler gelmektedir. Bu kadar başarılı bir tedavi yöntemi varken migren hastalarının akupunkturu tecrübe etmemesi şaşırtıcıdır. Peki akupunktur nasıl tedavi ediyor? Vücutta zaten hazır olan iyileştirici faktörlerin yani endorfin, serotonin gibi ağrı kesici ve rahatlatıcı maddelerin salgılanmasını sağlayarak migreni ortaya çıkaran sebepler ortadan kaldırılır. Böylece kriz öncesi var olan damar daralmalarının (vazospazm) önüne geçilerek iyileşme sağlanır.

Yapılan araştırmalar 250 nin üzerindeki çeşitli yiyeceğin migreni tetiklediğini ortaya koymuş bulunmakta. Bu sayıdaki yiyecekten uzak durabilmenin zorluğu ortada. Akupunktur yaptırarak bu illetten uzak kalmak elbetteki bu sayıdaki yiyecekten kaçınmaktan daha kolay ve daha zahmetsiz olsa gerek.

Başağrısı yaşayan kişiler şu üç soruyu kendilerine sormalılar.

Baş ağrısı sırasında hiç ışıktan rahatsız oldunuz mu?

Mide bulantısı veya mide rahatsızlığı hissettiniz mi?

Başağrısı nedeniyle günlük yaşamınızda en az bir gün kısıtlılık yaşadınız mı?

Bu soruların ikisine yada üçüne verdiğiniz cevap evet ise yüzde 93 migren olma ihtimaliniz vardır. Bu durumda hemen bir akupunktur doktorundan randevu alın ve akupunktur tedavisiyle hayatı daha yaşanır kılın.

Popularity: 10% [?]

Eski Yazılar »